Hastalıklar hakkında bilgi

warning: Creating default object from empty value in /home/bilim/domains/bilimvesaglik.com/private_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.
Bilimsel yazılarla hastalıkların analizleri. Tanımı ve sınıflandırılması.

Domuz gribi virüsü bulaşıcı mıdır?

Domuz gribi A(H1N1) virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçmektedir. Virüse karşı insanın doğal bağışıklığı bulunmuyor.

Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hastalığın kontrolden çıkmak üzere olan geniş çaplı salgın olabileceği uyarısında bulunuyor.

Virüs solunum yoluyla bulaşıyor.

İnsanlardaki grip virüsü gibi, domuz gribi virüsü de domuzlarda sürekli değişim gösteriyor. Domuzların solunum yollarında domuz, insan ve kuş gribi virüslerine duyarlı alıcılar bulunuyor.

Dolayısıyla domuzlar, virüslerin eş zamanlı bulaşması halinde yeni grip virüslerinin ortaya çıkma ihtimalini artırıyor.

DSÖ’ye göre, Meksika’da ölümlere neden olan domuz gribi virüsü A/H1N1. Bu virüs insandan insana bulaşabiliyor. A/H1N1 virüsü, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor.

Sulardan domuz gribi (A/H1N1) virüsü bulaşabilir mi?

İçme, kullanma ve havuz sularıyla bulaşma gösterilmemiştir.

-NASIL BULAŞIYOR?-

Prof. Dr. Münir Büke, hastalığın en yaygın olarak solunum yollarıyla bulaştığına dikkati çekti.

Mevsim gribi, domuz gribinden tehlikeli

Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi domuz gribinden ölenlerin normal gripten ölenlerden çok az olduğunu ifade etti.

Son olarak Ankara’da Bilkent Üniversitesi Orta Öğretim Okulu Bups'ta 5-6 öğrencide görülen domuz gribiyle ilgili olarak Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) bilinen mevsim gribinden daha az öldürücü olduğunu açıkladı.

ECDC, “Domuz gribi, bildiğimiz mevsim gribinden daha az öldürücü, ama bugünkü salgın insanları korkutuyor, çünkü özellikle çocukları vuruyor ve devletlere ciddi mali yük getiriyor...” yorumunu yaptı.

ECDC Hazırlık Birimi Başkanı Denis Coulombier de, "A/H1N1 virüsünden ölen hastalar elbette var, ama bu çok küçük bir oran..." dedi.

Bilinen gripten her yıl binlerce kişinin öldüğüne dikkat çeken Coulombier oysa domuz gribi yüzünden ölümlerin ancak binde 02,-0,3 seviyesinde olduğunu belirtti. Normal gripten ölüm oranı binde bir.

Yeryüzünde hastalıkların seyrini takip eden ECDC yetkilileri, A/H1N1 virüsünün "gelecek haftalarda" yeni bir hastalık dalgasına yol açacağını da düşünüyor.

Domuz gribi nedir?

Domuz gribi, A (H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD’de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır.

Merkezi Cenevre'de bulunan Dünya Sağlık Örgütü'nune (WHO), gribin, kuş gribinin 2003'te tekrar belirmesinden bu yana en geniş çaplı yaygın hastalık riskini taşıdığını açıklaması, tehdidin boyutunu gösteriyor. Örgüt, domuz gribi virüsünün evrim geçirip çok daha tehlikeli hale gelebileceği uyarısında bulunmaktan da kaçınmadı.

Dünya genelinde sağlık yetkililerini alarma geçiren domuz gribi, bir solunum hastalığı. Virüs insanlara domuzlardan solunum yoluyla bulaşıyor. WHO'ya göre domuz yiyerek virüs kapma olasılığı bulunmuyor. Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor. İnsandan insana, hapşırık, öksürük ve hatta ele bulaşması halinde tokalaşma yoluyla bulaşabilen domuz gribine karşı doğal bağışıklığımız bulunmuyor. Bilgisayar klavyesi gibi virüslü bir yerle temas ettikten sonra burna ve ağıza dokunulması da hastalığın yayılmasına neden olabiliyor.

Ekim'de 10 Milyon Domuz Gribi Aşısı Geliyor

Domuz gribine karşı daha önce risk grubundaki 10 milyon kişiyi aşılama kararı alan Sağlık Bakanlığı, ilk partisi Ekim başında gelmesi beklenen aşının daha fazla sayıdaki kişiye yapılabileceğini açıkladı. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan, 2 firmanın H1N1 aşısını Eylül sonundan itibaren üretecek duruma geleceğini söyledi.

Domuz gribi pandemisine ilişkin hazırlıklar ve yürütülen çalışmaların Pandemi İzleme Bilim Kurulu ile birlikte şekillendirildiğini anlatan Buzgan, bu kurulun aldığı karara göre ülkede domuz gribi aşısı yapılması gereken 13 milyon kişi bulunduğunu bildirdi.

Ülkelerin üretimi sınırlı olan aşıya ulaşabilmek için bir yarış içinde olduğuna dikkati çeken Buzgan, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın firmalarla bizzat görüşerek aşının temini konusunda gereken garantiyi aldığını belirtti. 2 doz halinde uygulanacak aşının ilk partisinin Ekim başında Türkiye'ye ulaşmasının beklendiğini açıklayan Buzgan, uygulamanın en yüksek risk grubundan başlanarak yapılacağını söyledi.

Kanser tedavisi

KANSER NEDİR?
Kısaca vücut hücrelerinin isyanı olarak nitelendirilebilecen kansere sebep olan olay (normalde) bölünerek çoğalan ve bir görevi olan hücrelerin yerine yine bölünerek çoğalan fakat bir görevi olmayan hücrelerin oluşması olarak açıklanabilir. Bu hücreler zamanla (genelde) etrafındaki normal hücreleri sıkıştırarak büyümeye başlarlar. Bir yerde büyüyen tümör ameliyatla çıkarılabilir veya başka şekilde (fizyoterapi ile) tedavi edilebilir. Fakat bu hücreler kan dolaşımı veya lenf kanallarını yırtarak dolaşıma girerse vücudun başka yerlerinde de ortaya çıkabilir (“Sıçrama” denilen olgu). Kanser hücresinde gelişme çabuk olur ve hücrelerin artmasıyla ortaya gelen tümör, içinde geliştiği organı tahrip eder. Genelde görülen kanserin tıbbi açıklaması budur.

ÇÖZÜM NE OLABİLİR?

Kanser teşhisi

Kanserin en iyi teşhisi, erken yapılan teşhistir. Kanser ne kadar erken belirlenirse, vücutta diğer organ veya dokulara yayılmadan önce tedavi edilebilme şansı da o kadar yüksektir. Günümüzde varolan kanser tarama metodlan ile artık birçok kanser tedavi için yeterli olacak şekilde erken teşhis edilmektedir.

Kanser teşhisinde amaç kanserin çeşidini ve yerleştiği yeri belirlemektir. Her kanser çeşidinin kendine özgü büyüme oranı, yayılma eğilimi ve yayılma eğilimi gösteren hedef niteliğinde özel doku veya organ grupları vardır.

Kanserin çeşidinin belirlenmesi ile doktorunuz bunun nasıl gelişeceğini tahmin edecek ve uygun tedavi işlemlerini planlayabilecek duruma gelir. Kanserin şimdiki durumda ne kadar yayılmış olduğunu (evreleme) belirlemek de, teşhis olayı içerisindedir. Evreleme: kötü huylu tümörleri, tedaviye yön verme amacıyla, klinik belirtileri ve yayılma derecelerine göre evrelere ayırma. Sonuçta doktorunuzun kanserleşme eğiliminin nasıl etkileneceği veya sizin sağlığınızı nasıl etkileyeceğini değerlendirmesi gerekir.

Kanserde radyoterapi (ışın tedavisi)

Dozun dikkatli bir şekilde ayarlanması ile yüksek enerji veren radyasyon kanser hücrelerini öldürmede kullanılabilir. Radyasyon terapisi kanserli hastaların yaklaşık yarısında ya tedavinin bir parçasıdır, ya da tek. tedavi biçimidir. Radyasyon terapisine; radyoterapi, ışın tedavisi, kobalt tedavisi veya şualama denir. Bu türden bir tedavi şekli yalnızca radyasyon alabilecek alanlarda ortaya çıkan kanser hücreleri için etkilidir.

Radyasyon, cerrahi müdahaleden önce kanserli bir tümörün küçültülmesi için, cerrahi müdahaleden sonra geriye kalan kanser hücrelerinin büyümesinin durdurulması veya anti-kanser ilaçlan ile ölümcül bir durumda olan bir tümörün ortadan kaldırılması için kullanılabilir. Radyasyon özellikle lenf düğümleri veya ses tellerindeki habis tümörler gibi belli lokalize kanser çeşitlerinin tedavisinde etkilidir.

Cerrahi müdahaleye benzer olarak radyasyon da, eğer kanser tüm vücuda yayılmışsa veya radyasyonun giderilebileceği alan dışındaysa tedavi edici niteliğe sahip değildir. Ancak tedavi muhtemel olmasa bile radyasyon terapisi yine de kullanılabilir. Çünkü tümörleri küçülterek neden oldukları basınç ve ağrıyı azaltabilirler veya kanamayı durdurabilirler.

Kanserde kemoterapi (ilaç tedavisi)

Eğer cerrahi müdahale veya radyasyon ile dokuların tedavisi mümkün değilse, kemoterapi denilen bir yaklaşımı kullanarak antikanser ilaçlarının kullanıldığı bir tedavi uygun olabilir. Hodgkin hastalığı, çocuklarda lösemi, veya testislerde kanser gibi bazı kanser çeşitlerinde, kanser çok fazla yayılmış olsa bile kemoterapi tedavi edici niteliğe sahip olabilir. Kanserin tedavi edilemez olduğu diğer durumlarda, kemoterapi şikayetleri ortadan kaldırabilir ve hastanın yaşam düzeyini iyileştirebilir.

Kanser kemoterapisi her zaman tek bir ilacın kullanılması anlamına gelmez. Kombinasyon terapisi kanser hücrelerini öldürmek için bir grup ilacın birlikte verilmesini içerir. Eğer antikanser ilaçları cerrahi bir müdahale veya radyasyon tedavisinden sonra varlığını sürdüren kanser hücrelerinin yok edilmesi için kullanılırsa buna adjuvan kemoterapi denir. Adjuvan latincede yardımcı anlamına gelir. Adjuvan kemoterapi genellikle koltuk altındaki lenf düğümlerine yayılan ve ilk cerrahi müdahale sırasında fark edilen göğüs kanseri gibi kanserlerde önleyici bir tedbir olarak kullanılır.

Kanserde immunoterapi (bağışıklık tedavisi)

Vücuttaki immün sistem (bağışıklık sistemi), yabancı madde olarak adlandırılan maddelere karşı denetleyici bir sistem olarak hareket eder. Örneğin ilgisiz bir organ bağışçısından nakledilen bir organın varlığına verilen immün yanıt, bu organın reddedilmesi şeklinde olabilir.

Kanser hücreleri de yabancı olarak kabul edilirler. Yıllardan bu yana araştırmacılar kanser hücrelerine karşı doğal immün reaksiyonu artırmaya çalışmaktadırlar. Böylesi bir metod bir tedavi metodu olarak kullanıldığında, bu tekniğe immünoterapi denir.

Beyaz kan hücreleri (antikor) tarafından normal olarak üretilen ve lenfokinler olarak bilinen biyolojik aktif maddelerin kullanımı immünoterapiye dahildir. En iyi kanıtlanmış olan immünoterapi aktif maddesi, viral bir enfeksiyona cevap olarak vücut tarafından üretilen interferondur.

Kanserde cerrahi tedavi

Cerrahi müdahale uzun zamandan beri kanser tedavisinin temelini oluşturmuştur. Cerrahi müdahalenin hedefleri değişiktir. Cerrahi müdahale kanserin ölümcül olup olmadığının belirlenmesi, kanserli bir kitlenin vücuttan alınması veya kötü huylu (ölümcül) hücrelerin vücudun diğer taraflarına yayılıp yayılmadığmın öğrenilmesi için yapılabilir.

Bazen cerrahi bir müdahale bağırsaklar veya safra kesesi kanallarındaki bir tıkanmanın ortadan kaldırılması şeklinde olur.

Bazen de, kanserli tümöral kitlenin hepsinin alınması mümkün değilse, doktorun kemoterapi veya radyasyon terapisini daha etkili hale getirmek için bu kitlenin mümkün olduğunca fazla bölümünü alması şeklinde olur.

Su Çiçeği ve Zona Zoster

Su çiçeği herpes virus grubundan varicella-zoster virusunun neden olduğu primer enfeksiyondur. Yaygın, kaşıntılı, makülopapüler, veziküler ve büllöz döküntülerin aynı anda görüldüğü, ateşin sıklıkla tabloya eşlik ettiği, ancak sistemik semptom ve bulguların seyrek görüldüğü bir enfeksiyon hastalığıdır. Zona zoster ise aynı virusun vücutta bir süre latent kaldıktan sonra ortaya çıkardığı bir post-primer enfeksiyondur.

Klinik :

Su çiçeği : İnkübasyon süresi 10-21 (ortalama 14-16) gündür. Özellikle varisella-zoster immün globulini (VZIG) kullanılan vakalarda bu süre 28 güne kadar uzayabilir. Primer enfeksiyonda asemptomatik olma şansı düşüktür (% 3-5). Birden çok su çiçeği geçirilmesi son derece nadir görülürse de, serolojik testlerle tesbit edilen asemptomatik rekürren enfeksiyonlar gelişebilir. Tipik klinik tablo ateşle birlikte jeneralize, kaşıntılı, veziküler lezyonlardır. Döküntü pleomorfiktir, yani aynı anda farklı evrelerde (makül, papül, vezikül, bül) döküntüler bulunur. Veziküller eritemli zemin üzerinde, birbirinden ayrı olarak görülür.

Zayıflık (Kilo alamama)

Şişmanlık özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemli bir problemdir ve hemen tüm yazılı ve görsel maedya araçları zaman zaman insanların zayıflamasına yarsımcı olacağını iddia ettikleri yöntemlerden ve diyetlerden bahsederler.

Ancak ne yazık ki toplumun az bir kısmını ilgilendiren zayıflık problemi konusunda yeterli çaba harcanmamaktadır. Bununla birlikte zayıf insanların sağlıklı bir şekilde kilo almaları sanıldığı kadar kolay bir olay da değildir.

Bol miktarda kızartma, hamurişi, tatlı gibi bol kalorili şeyleri günboyu yiyerek sağlıklı bir şekilde kilo alamazsınız, tüm temel besin maddelerinden yeterli ve dengeli düzeyde almanız gerekir.

Sebze ve meyvelerden her gün 5 porsiyon yememiz gerekir. Bunlar doğal olmalıdır, yani dondurulmuş veya konserve olmamalıdır. Sebze ve meyvelerde bulunan antioksidanlar sizi hayat boyu bir çok rahatsızlıktan ve kanserden koruyacaktır.

Wegener Granulomatozu

Tanımlama:

Wegener Hastalığı, ya da tıptaki adıyla Wegener Granulomatozu bir çeşit vaskülittir (damar iltihabı).Özellikle cidarları kas tabakası ile çevrili küçük ve orta boy atardamarların hastalığıdır. Üst ve alt solunum yollarında granulamatöz vaskülit ve böbreklerde nekrotizan glomerulonefrit şekillerinde görülür. 15-75 yaş arasında, daha sıklıkla 40 yaş civarında görülür. Kadınlarda ve erkeklerde aynı sıklıktadır.

Belirtiler:

Sonunda Wegener Granulomatozu teşhisi konan hastaların çoğunda ilk belirtiler üst solunum yolu rahatsızlıklarıdır. En sık burunda yara, burun akıntısı, ve (bilhassa sinüs denen kafa boşluklarında) baş ağrısı şikayetleri olur. Sinüzit ve orta kulak itihabı beraber olabilir. Hastaların yarıdan fazlasında göz rahatsızlığı olur; konjunktivit, episklerit, skleromalazi, kornea ülserleri ve retina arteri trombozu en sık rastlananlarıdır.

Hastaların çoğunda akciğerler tutulur. Akciğer hastalığına ait en sık görülen belirtiler öksürük, kanlı balgam çıkarma ve plevra iltihabıdır. Akciğer filminde bu değişiklikler görülür. Akciğer biyopsisi de tanı koymada yardımcıdır.

Yılan sokmaları

Dünyada 3000 den daha fazla çeşit yılan vardır ve bunların beş farklı türden gelen 375' ide zehirlidir. Her yıl yaklaşık 300.000 kadar yılan ısırığı oluşur ve bunlardan 30.000-40.000 ölüm olur. Zehirli yılanlar tropikal ve ılıman bölgelerde yaygın olarak yaşarlar. Çeşitli tipteki yılanların toksinleri hem etki hem de şiddet bakımından birbirinden farklıdır. Yılanlar cinslerine göre; kürarizan toksin, nörotoksin, şok yapıcı, hemoliz yapıcı, yaygın damariçi pıhtılaşma yapıcı ve sitoliz yapıcı toksinlere sahiptir. Yurdumuzda bulunan viperid ailesinden "engerek yılanı" da yaygın damariçi pıhtılaşma yapıcı özelliğe sahiptir.

Belirti ve Bulgular

Yaz İshalleri

İshal nedir? :

İshal, dışkılama sayısında artışla beraber, dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken, ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle barsak hareketleri artar, normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı, şekilli dışkılaması olan bir kişi, günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış, su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz.

İshal nedenleri nelerdir ?:

İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki, konumuz olan yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar, çeşitli mide-barsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, barsak veya barsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar, aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma, üzüntü, korku, stres gibi durumlar da ishale neden olabilir.

Yaz ishallerinin nedenleri nelerdir ? :

Yaz ishaline neden olan mikroplar, bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir.

Yaz ishalleri nasıl ortaya çıkar ? :

Yaz hastalıkları

Yazın sıcakların artmasıyla birlikte halsiz ve yorgun oluruz. Çok terleriz böceklerle boğuşuruz, serinlemek için gir­diğimiz deniz ve havuzlarda boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Tüm bu tehlikelerine karşı herkesin en sevdiği mevsimlerden biri olan yazı bu yıl sağlıklı geçirmeye ne dersiniz.

Baş Ağrıları

Yanık

Genellikle vücut yüzeyinin %20'sini aşan yanıklar ciddi yanık olarak kabul edilir. Ancak yüz, el, ayak ve genital bölge gibi yaşamsal alanları içeren bu orandan daha küçük yanıklar ile elektrik, yıldırım ve kimyasal maddelerle olan yanıklar da büyük oranda önem taşırlar. Yanıklarda lokal etkiler ve yanığın şiddetine göre ortaya çıkan sistemik etkiler söz konusudur. Yanık tedavisini; ilk beş günü içeren yaşamsal periyot ve sonrasında yaşamsal tehlikenin ortadan kalkması ile başlayan ilerlemiş periyot (yanık komplikasyonlarının önlenmesi ve yanık bölgesinin yeniden yapılanması ve düzenlenmesini içeren evre) olmak üzere iki grupta toplayabiliriz.

Vitamin eksiklikleri (Avitaminoz)

A VİTAMİNİ (Retinol)

İnce barsaklarda ve karaciğerde betakaroten maddesinin A vitaminine dönüşümü ile oluşan ve karaciğerde depolanan bir alkoldür.

A vitamini eksikliğinde görülen rahatsızlıklar:

� Gece körlüğü

� Deride kuruluk

� Gözlerde kuruluk

� Enfeksiyonlara eğilim

Günlük ihtiyaç: 5000 IU/gün

Kaynaklar: Havuç, domates, yeşil sebzeler, dana ve koyun karaciğeri, balık ve balık yağı.

B1 VİTAMİNİ (Tiamin)

Besinlerle alınarak barsaktan emilen, vücutta pek depolanmayan ve karbonhidrat metabolizmasında etkin rolü olan bir vitamindir. B1 vitamini eksikliğinde beriberi hastalığı meydana gelir.

Hastalığın belirti ve bulguları arasında aşağıdakiler sayılabilir:

� Kas krampları, hissizlik

� İştahsızlık, baldırlarda ağrı

� Sinir bozuklukları

� Ödem, karında ve akciğer zarında sıvı oluşumu

� Çarpıntı, nefes darlığı, boyun damarlarında dolgunluk

� Kalp büyümesi, yüksek debili kalp yetmezliği

Tedavi: Tiamin hidrokloid 20-50mg/gün 2 hafta süreyle ağızdan veya kas içine verilir. İlk 48 saat içinde görülen klinik düzelme tanı koydurucudur.

Ülser

Geniş anlamıyla deri ya da mukoza altı dokuları meydanda bırakan kronik yaralardır. Mide suyundaki, sindirici tesirlerle hazım kanalının çeşitli bölgelerinde husûle gelen müzmin gidişli yaralar. Ülser, genel olarak yara manasına gelmektedir. Derideki yaralara da ülser denebilir. Burada sindirim kanalındaki ülserlerden bahsedilecektir. Bir de yine sindirim kanalında görülebilen ve sadece mukozanın yüzey kısmını ilgilendiren erozyonlar vardır ki, bunlar kısa zamanda ve iz bırakmadan iyileşirler.

Peptik ülserler: Sindirim kanalındaki yerlerine göre mide ülseri veya onikiparmak barsağı ülseri olmak üzere başlıca iki gruba ayrılırlar. Yemekborusu alt ucunda ve Meckel divertikülü denen ince barsak uzantısında da peptik ülser görülebilir. Ağır vücut yanıklarından ve beyin ameliyatlarından sonra görülen had peptik ülserlere de Curling ülseri adı verilir.

Tükenmişlik (Staff Burnout) Sendromu

Bu sendrom, gönüllü sağlık çalışanları arasında ilk olarak görülen yorgunluk, hayal kırıklığı ve işi bırakma ile karakterize bir durumu tanımlamak için ortaya atılmıştır. Bugün bunlara dayanarak tükenmişlik sendromunun sağlık çalışanları arasında büyük bir sorun olduğu bilinmektedir. Bu sendroma ilişkin üç temel etmen tanımlamıştır;

1. Duygusal tükenmişlik,

2. Depersonalizasyon,

3. Bireysel beceride azalma.

Sıkça görülen diğer etmenler şunlardır:

1. Bu fenomen bireysel ya da kurumsal düzeyde oluşabilir.

2. İnsanın iç dünyası ile ilgili duyguları, amaçları, istekleri ve beklentileri etkileyen psikolojik bir deneyimdir.

3. Olumsuz bir deneyimdir ve sorunlar, baskı hissi, huzursuzluk ve işlev bozukluğu görülür.

Son yorumlar

İçerik yayınları