Stres

STRES NEDİR?

Stres, genel perspektif içinde olumsuz bir uyaranı betimleyen oldukça yaygın kullanılan bir terimdir. Halk ( bazen yanlış telaffuz ederek streç der ), her meslekten insanlar, tıp adamları, özetle herkes stres'ten yakınmaktadır.

NEDİR BU STRES?

Kişiyi normal süreçten ayıran normal dışı "Durum" a sürükleyen bir süreç mi? Normallik ya da normal davranış birbirleri ile etkileşim durumunda olan insanın tüm sistemlerinin ortak ürünüdür. Normallik, herhangi bir andaki durumu tanımlamak yerine organizmadaki değişiklikleri veya süreçleri vurgular. Normallik canlı bir sistemin biyolojik, psikolojik ve sosyolojik değişkenlerin katkısı ve zamanın sürekliliği içinde işlevlerini sürdürebilmesini tanımlar. Normallik hem organizmanın fizyolojik olarak iyi çalışması, bunu yaparken de uyum yapma, yeterli olabilme, öğrenme karar verme, iç ve dış zorlanmalarla yani " Streslerle" baş edebilme gibi kavramlarla kompleks bağlantıları kurabilmesi diye tanımlanabilir. Bu uyum içinde, dakik, tıkır tıkır işleyen canlı organizmayı etki altına alan, uyumunu bozan " iyi" çalışmasını etkileyen, zorlayan, olumsuz uyaran bombardımanı stresli koşullardır ve bu uyaranlara karşı organizma, öznel, fizyolojik ve davranışsal tepki verir.

Stres, Birbiri ile Örtüşen 4 Ana Tiple Tanımlanabilir;

1. Akut; Ani, ansızın karşılaşılan bir olay, örneğin bir saldırı gibi,

2. Subakut; Bir dönem içinde yaşanan sıkıntılı yaşantı parçası ve birbirini başlatan bir dizi olumsuz olaylar ve yaşantılar birini kaybetme, yas tutma, depresyona girme...ilah...

3.Kronikleşme sürecinde, değişik aralıklar ile sürekli stresli yaşantılara mecbur kalmak.

4. Kronik; Hiç kesintisiz sürekli zorlanma ağır yük altında yaşamak zorunda kalmak. Bu sıralanan stresin boyutları ne kadar fazla ve sayıları ne kadar çoksa zararlı etkilerinin ortaya çıkma olasılığı da o kadar fazladır.

Bütün bunların yanı sıra, zorlanmanın dozu tabii kişiye göre değişmekle beraber iyi ayardaysa kişiyi aktive etmekle ve amacına ulaşmaya yönelik motivasyon sağladığı için yararlı olmakta ve kişiyi başarıya götürmektedir. Yani stresin " Azı Karar Çoğu Zarar" dır diye de söylenebilir, başka bir deyişle stres, sürekli yanması gereken bir ateş gibidir. Çok kısıldığında sönecek bu organizma için ÖLÜM demektir. Bunu kanıtlayan bir çok deney vardır, fazla açıldığında da parlayacak, bu da organizma için bir çok normal dışı tepkinin, yani sonunda bir çok Psikosomatik denilen hastalığın ortaya çıkması demek olacaktır. Ateş hep yanmalıdır, ne sönmeli ne parlamalı...

Stres, kaçınılmaz etkenlerin bireyin psişik dengesini ( homeostasis'ini ) bozması ile ortaya çıkan gerilim ve zorlanma halidir.

Stresler genellikle İçsel kaynaklardır. İçsel çatışmaları olan kişilerin istekleri toplumun beklentilerine uymadığı zaman stres ortamı doğar. Çatışma, birbirine karşıt ve uzlaştırılamayan içtepilerin, istek ve gereksinmelerin kişinin psişik durumunu aynı zamanda ve eşit ölçüde etkilemesi sonucu ortaya çıkan ve karar verememe, seçim yapamama gibi davranışlarla belirli psikolojik bir olgudur. Çatışma, anksietenin ortaya çıkmasına neden olur, anksiete uyum mekanizmalarını harekete geçirir. Fakat kontrol ve uyum işlevini de toplumsal ve kültürel kurallar gelenek ve görenekler engeller. Ve kişi tekrar kaçınılmaz bir çatışma içine girer. Çatışmalar genellikle bilinç dışı olgulardır ve bu nedenle de çözümlemek olası değildir.

Bazı çatışmalar bilinçli olabilir. Çatışmaların çözümlenmesi psişizmanın çeşitli ögelerinin koordinasyonu ile gerçekleşir. Çözüm ise bazı gecikmelere, yoksunluklara katlanıp seçim yapmakla olasıdır. Ve yaşam boyunca bilinçli bir çok çatışmalar stresler ve anksiete duygusu ortaya çıkabilir. Bu psikolojik olgular patolojik değildir ve uyum sağlamak amacıyla ortaya çıkan kontrol ve savunma mekanizmaları da belirli bir düzeye kadar patolojik değildirler ve aslında bütün bu kaçınılmaz olgular insanın olgunlaşması, deneyim kazanması gelişmesi açısından yapıcı ve olumlu yaşantı parçalarıdır.

Stres bazen kaçınılmaz çevresel etkenlerin kişinin dengesini bozması ile ortaya çıkan zorlanma, tedirginlik, huzursuzluk ve gerilim halidir. Bu durumu ölçen soru cetvelleri, anket formları ve bu konuda geliştirilmiş testler psikolog arkadaşlar tarafında sizlere verileceği için ben sadece bu bulguları sıralayıp geçeceğim. Kişi kendini stres altındayken genellikle şöyle şeyler hissedecektir :

* Huzursuzluk ve tedirginlik
* Yakın duygusal ilişkilerden kaçınma
* Hayattan zevk alamama
* Üretken olmakta zorlanma
* Başarı grafiğinde düşme
* Genel bir hoşnutsuzluk hali
* Karar vermekte gecikme ve insiyatifta azalma

STRES ve KAYGI İLE MÜCADELEDE ÖNEMLİ NOKTALAR

1. Gevşeme Egzersizlerinin Uygulanması :

Bu egzersizleri size önerildiği şekilde her gün kendi kendinize uygulayın ve mümkün olduğu kadar günlük yaşantınızda kullanmaya çalışın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarfettiğinizi göreceksiniz. Bunun yanı sıra kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin ve vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin.

2. Bekleyin, Düşünün ve Yavaşça İlerleyin :

Yaşam temponuzu yavaşlatın. Bir işe başlamadan önce durup bekleyin, nasıl yapacağınızı düşünün ve yapacağınız işte yavaşça ilerleyin. Lüzumsuz hız vücudunuzun fazla enerji tüketmesine ve gereksiz yere enerji harcamasına yol açacaktır. Yapmanız gereken diğer işlere enerjiniz kalmayacaktır.

3. Geleceği Planlayın

* Sizi strese sokacak durumları önceden belirleyin ve bu gibi durumlarla nasıl baş edebileceğinizi kendinizi nasıl gevşetebileceğinizi planlayın.
* Geçmişteki deneyimlerinizi, stresle stresle mücadele yollarınızı geleceği planlamakta kullanın. Geçmişteki yanlış düşünce, tutum ve davranışlarınızı belirleyip onlardan kurtulun.
* Başarısızlıklarınızdan neyi yanlış yaptığınızı bulun ve gelecek defa aynı hatayı yapmamaya gayret edin.
* Öncelikle, kolay durumlarla nasıl baş edeceğinizi planlayın. Elde edeceğiniz başarı gelecekteki güç durumların üstesinden gelebilmeniz için size güven kazandıracaktır.
* Başarılarınızı inceleyin, aynı yöntemleri tekrar kullanmayı planlayın. Çevrenizdeki kişilerin bu gibi durumlarla nasıl başettiklerini gözleyin ve onların yollarından yararlanın.
* Ne söyliyeceğinizi ve ne yapacağınızı önceden planlayın, acele etmeyin, unutkanlığınızın azaldığını göreceksiniz.

Olumlu düşünüp iyimser olmaya çalışın

Kaygılanacağınızı düşünerek hastalık belirtilerini beklemeyi bırakın. Bu tür düşünceleri kafanızdan uzaklaştırıp gevşemeyi ve rahatlamayı düşünerek zihninizi dinlendirin. Farkettiğiniz her yanlış tutum ya da elde ettiğiniz her küçük başarı doğru yolda atılmış büyük bir adımdır.

STRESE KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER

1. Stres reaksiyonunun organizmanın normal adaptasyon mekanizmalarından biri olduğu, vücudu ortamda karşılaşılan değişikliklere karşı korumayı amaçladığı unutulmamalıdır. Bu, strese karşı direnç reaksiyonudur.

2. Stres esnasında salgılanan glukokortikoidler ve aynı zamanda artan sempato-adreno-medüller sistem aktivitesi, vasküler reaktiviteyi sağlar, kanda artan serbest yağ asitleri tehlike durumlarında enerji temininde kullanılır, damarlar hızla dolarak şoktan korunulur. Stres esnasında artan hormonlar, aynı zamanda öğrenme ve hafızayı da artırarak stres durumunun aşılmasına katkıda bulunurlar. Stres mekanizmaları bulunmayan hayvanların en zayıf stressörlerin etkisi ile öldükleri görülmüştür.

3. Yavru sıçanlara elektrik şoku veya başka bir stressör uygulanırsa, bunların normal geliştikleri ve ergenlik döneminde karşılaştıkları stres durumlarını kolaylıkla aşabildikleri gösterilmiştir. Buna karşılık çocuklukta her hangi bir stres uyaranı ile karşılaşmamış olan hayvanlar yetişkinlik döneminde karşılaştıkları stresleri yenememişler ve çeşitli davranış bozuklukları göstermişlerdir. Bu iki grup hayvandan birinci grupta olanlar, stres durumlarında normal hormonal reaksiyonlar gösterdikleri halde, ikinci grupta olanlar stres durumlarında ancak gecikmeli ve yetersiz bir hormonal reaksiyon oluşturmuşlardır. Burada da stresin kaçınılması gereken bir durum olmadığı, stres reaksiyonlarının vücudun normal savunma mekanizmalarından biri olduğu görülüyor. Erişkinlik döneminde karşılaşılan streslerin üstesinden gelinebilmesi için çocukluk çağında stres deneyiminin yaşanması ve organizmanın daha sonraki streslere dayanabilmesinin öğrenilmesi gerekmektedir. Yani stressiz bir çocukluk dönemi değil, stresli bir çocukluk dönemi, erişkinlikte karşılaşılan streslerin kolayca aşılabilmesi için önemlidir.

4. Hiyerarşik düzende alt sıralarda bulunanlarda baskı stresi oluşmaktadır. Baskı stresi, beyin üzerinde etkili olarak kısırlığa kadar varan seksüel bozukluklara neden olmaktadır. Toplumumuzda kadının sekonder rolü nedeni ile muhtemelen bir çok adet bozuklukları, psikolojik gerginlikler ve hatta kısırlık oluşmaktadır. Bu durum göz önüne alınarak hiyerarşik düzende dominant pozisyonda olanların alt sıralarda bulunanlara karşı tolerans, sevgi ve anlayışla davranmaları gerekmektedir.

PSİKOTERAPİ

* Konuşularak yapılan bir terapidir.
* Hasta ile terapistin sessiz ve gizli ( intim ) ( mahrem ) bir ortamda yaşadıkları süreçtir.
* Genellikle 90 derece açı ile ( tam karşı karşıya değil ) benzer koltuklarda oturulur.
* Terapist hastayı sıcak bir biçimde kabul eder, bu ilişkinin başlangıcıdır ve çok önemlidir.
* Hastanın kendiliğinden anlattığı olayları dinler veya hasta konuşmaya başlamakta zorluk çekiyor ise;

Hastanın "kendi içine" bakabileceği bir soru sorar. Ayrıca niçin ne zaman terapiye ihtiyaç duyduğunu, psikoterapiden ne beklediğini, terapiyi ne sandığını psikoterapiden endişeli olup olmadığını, bir arkadaşına özendi de mi ? geldiğini, veya TV dizilerinden ya da filmlerden mi etkilendiğini, kendisi ile ilgili ( terapist ile ) kaygısının neler olduğunu, onu kimin gönderdiğini, ne diye gönderildiğini, gelmeden önce terapist seçimi için nasıl bir araştırma yaptığını, gelmeye karar verene kadar ne kadar süre geçtiğini öğrenir.

Her hastanın kendisi ile ilgili bir öyküsü vardır. Psikiyatrik yardım isterken anlattığı bu öyküyü açmak, irdelemek o sahsa " kişiye özgü " dengenin ne zaman nasıl bozulduğunu anlamak, dinlemek yine dinlemek, susmak ve dinlemek, anlattıklarını duymak, kesintisiz duymak bir çok ipucunu gözden kaçırmamak için zorunludur.
Terapist, hastanın sorduğu; Terapi ile ilgili mantıklı soruları cevaplar; Bunlar : ücret, terapistin eğitimi, güvenirliği, tedavinin kesinlikle gizli kalacağı, tedavinin tahmini süresi, tedavi ne getirecek gibi soruları içerir genellikle...

Terapistin tedaviye alıp almama konusunda kendi kendine sorduğu sorular da vardır. Ve bunlara kendisinin cevap bulması gerekir. " Kimiz, eğitimimiz yeterli mi, ona yardım edebilirmiyiz " Hastanın terapiste ait kaygılarına önce terapistin kendisini yoklayıp cevap bulması gereklidir. Hasta - " Benimle bir odada bu kadar uzun kalabilecekmisin ?" " Beni sevebilecek misin ? Bana katlanabilecek misin ? " gibi kaygılar taşımaktadır. Daha da önemlisi açık olmasa bile " Beni anlayabilecek misin ? Bana yardımcı olabilecek misin ? " diye sormaktadır. Terapist kendini yoklar, sorulara önce kendisi cevap bulmak zorundadır. Bu cevabı bulurken Freud ' un söz ettiği 3 narsistik tuzağa düşmemek zorundadır.

1. Herşeyi bilir olma
2. Herkesi sever olma
3. Herkesi iyileştirir olma

isteği ve ihtiyacı içine düşmemek gereklidir.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <center> <big> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <font> <img> <b> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar