Çevresel faktörler zihnimize etki eder mi?

GÖZÜMÜZÜN ALGILAYAMADIĞI KÜÇÜK ŞEYLERİN ALGIMIZ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Bilinçli olarak yapmadığımız o kadar çok davranış olduğunu fark ediyoruz ki acaba ben mi kendimi kontrol ediyorum yoksa bir altyapı mı beni kontrol ediyor gibi bir his uyanıyor. Bu konudan da bahseder misiniz?

Biz her zaman algıyı bir makineye benzetip açıklamaya çalıştığımız için belki yüzyıldır, belki daha fazla zamandır, görülebilir bir değişikliği algılayan bir beyin ve ona tepki üreten bir mekanizma düşünüyoruz hep. Fakat bugün biliyoruz ki günlük hayatta gözlerimizin, zihnimizin ve bilincimizin algılayamadığı nice küçük değişiklikler bizim beynimizde ve zihnimizde fikirler oluşturuyor ve zihnimizin bir yeri de algılama kapasitesine sahip.

Bu bahsettiğimiz göz bebeği büyüklüğü meselesi, bir insanda normal gözle çok zor hissedeceğiniz ve çoğu kişinin zaten bilinçli olarak hiç fark etmeyeceği göz bebeği büyüklüğü farkı gibi bir minik değişikliğe bağlı olarak insanın cinsel heyecan durumunu tespit edebiliyoruz. Şimdi neslin devamı açısından bu tür refleksler çok önemli. Ama biz bunları bilinçli olarak algılamayız. Bu örnek niye dramatik? Deneyi ilginçtir çünkü. Bir sürü beyin aynı fotoğraflar arasından belli bir grubu seçer. “İşte adam hiç farkında olmadığı bir şeyle bu fotoğrafları seçmiş.” dersiniz. Ama bu deney de tek başına bize bunu göstermiyor. Bize şunu gösteriyor: Etrafımızda baktığımız her şeyde, iletişime geçtiğimiz her insanda, seyrettiğimiz her manzarada, hatta kafamızdan geçen her düşüncede şuurlu olarak farkına varmadığımız ama bizim üzerimizde davranış değişikliği olarak etki yapan şeyler var.

Bunların tam hususiyetlerini bilemiyoruz, bilinçli olarak onları tam algılayamayabiliyoruz. Örneğin bir insanı görüyorsunuz ve ilk gördüğünüzde çok seviyorsunuz. Diyorsunuz ki “Bu adamda bir şey var.” ama ne var, bilmiyorsunuz. Eğer hüsnüniyetliyseniz ve bu konuda belli bir tecrübe birikiminiz varsa, hakikaten bir süre sonra o insanın peşinden gidiyorsunuz ve fazlarınızın tuttuğunu görebiliyorsunuz. Şimdi bunu algılamanızı ne sağlıyor, henüz bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: Biraz önce bahsettiğim beynin üst kısmı, orta, alt kısmı…

Orta kısım bilinçle işlemiyor. Bilincin dışında kalan bir yer burası ve orası aldığı veriyi çok kompleks bir şekilde işliyor. Bizim şuurumuz gibi ya da bir bilgisayar gibi işlemiyor. Hepsini birden alıyor, oradan aniden bir anlam çıkarıyor. Buna ilişkin çok hikâyeler var.

Mesela müzenin bir tanesine adamın biri bir heykel getiriyor. Heykelin Asur devrinden kalma olduğunu söylüyor ve “şuradan çıktı” diyor. Yalnız o güne kadar bulunan bütün heykeller kırıklı ve parçalı. Bu ise tam ve binlerce yıl böyle bir heykel görülmemiş. Şüpheleniyorlar. Bir eksper araştırma yapıyor ve diyor ki “Heykel orijinal. Tamam, bunu alın.” 100 bin dolar gibi bir para verip heykeli alıyorlar müzeye. Aldıklarının ertesi günü bir sanat uzmanı geliyor, heykeli gösteriyorlar ve “Buna sakın para vermeyin, bu sahte.” diyor. “Nereden bildin, biz aylardır üzerinde araştırma yapıyoruz.” “Bilmiyorum ama bu sahte.” diyor. Adamları alıyor bir telaş. Çok uzun araştırmalardan sonra şimdiye kadar bilinmemiş bir yöntemle sahtesi üretilmiş bir heykel olduğu ortaya çıkıyor. Uzmana tekrar “Bunu nereden bildin?” diye soruyorlar. “Bilmiyorum, sadece elleri bana biraz tuhaf geldi.” diyor. Şimdi bu bir kriter değil. Ama adam kendinden o kadar emin söylüyor ki bunu. Şimdi o hissi bu insana veren şey; yıllardır o tip heykelleri o kadar çok görmüş ve zihninin dipte bir yeri öyle bir eğitim almış ki ona baktığı anda bir şeyin ters olduğunu fark ediyor ama kendisi şuurlu olarak bilmiyor neyin ters olduğunu. Aslında biz böyle hislerimize pek güvenmeyi tercih etmeyiz günlük hayatta. Halbuki hepimizin uzman olduğu bazı şeyler var.

Mesela eşimizin, çocuğumuzun, ana-babamızın yüzlerini böyle okuyabiliriz aslında. Onların yüzünde ters giden bir şey olduğunu hemen anlarız. Ama bunu nereden anladığımızı bilmeyiz. Özetle bizim hayatımızın büyük kısmını sürdürmemizi sağlayan refleksler, hareketler ve kararlar buradan geliyor. Bizim şuurumuzun, hayatımıza katkısı çok azdır.

Genellikle şuursuz zihnimiz üzerinden yaşıyoruz. Bununla alakalı olarak geçmişte televizyon programında kör insanlara yapılan testler var. Beynin arkadaki görme bölgesi beyin felcinden dolayı hasar görmüş bu insanlar şuurlu olarak göremiyorlar. Görme duyusu gözden geliyor ama beyine gidince görmüyor orada. Bu insanlara deney yapıyorlar. Önce bir perdenin karşısına oturtup şekiller gösteriyorlar. Adama diyorlar ki: “Tamam, körsün ama tahmin etmeye çalış. Biz sana bir şekil göstereceğiz. Üçgen mi, yuvarlak mı, kare mi söyleyeceksin.” Her seferinde de bir ses veriyorlar ki adam şeklin değiştiğini anlasın diye. Ses veriliyor şekil değişiyor, adam rastgele bir şey yazıyor. Sonuçta adam şans eseri tutturabilecek kadar tutturuyor. Sonra birinin aklına şu geliyor: Aynı perdeye insan yüzleri yansıtıyorlar. İnsan yüz ifadeleri korkulu, kızgın, sevinçli vs. diyorlar ki gene “Görmüyorsun ama bir tahminde bulun bakalım. Biz sana resimler yükleyeceğiz. Karşında nasıl bir insan var. Sen bize onu söyle.” Şans olmayacak kadar yüksek bir oranda adam tutturuyor. Aslında bunun sebebi fizyolojik olarak çok basit ama biz fizyologlara bile inanılmaz geliyor.

Şimdi şuurlu olarak algılama beynin orta kısmında dedik ya. Görme duyusu da gözden çıkar, sinirler bunu beynin görmeyle ilgili birime götürmeden önce beynin orta kısmında bir yere uğrar ve orada bir işlem yapılır, oradan görme birimine gider. Ortadaki işlemin bizim reflekslerimizle ilgili olduğunu vs. düşünürüz. Halbuki beynimizin içinde bir yerde bizim görme sistemimiz, şuurumuzun hiçbir şekilde haberdar olmadığı bir işlem yapıyor. İnsan yüzü gibi bizim için çok önemli bir veriyi orada çözümlüyor, bizim şuurumuza bırakmıyor bu işi, orada çözümlendiği zaman ne oluyor? Size laf olarak, fikir olarak bir bilgi vermiyor ama sizin yüzünüze hissi bir sinyal gönderiyor. Mutlu bir yüz, sizi mutlu ediyor. Üzgün bir yüz, sizi üzüyor. Korkulu bir yüz, sizi de korkutuyor… İşte bizim zihnimizin böyle özellikleri var.

Hatta sadece görmeyle ilgili veriyorum örnekleri ama anlaması kolay değil. Görme dışında başka duyularda da var. Korku filmi ve komedi filmi seyreden insanların koltuk altlarına konulmuş petler, daha sonra insanlara koklatılıyor. İnsanlar çok büyük bir oranda korku filmi seyredenlerle komedi filmi seyredenlerini koklayarak ayırt edebiliyorlar. Çünkü korku durumunda, insanın salgıladığı koku salgısı farklı. İnsanlar kokuyu almıyorlar belki ama tahmin yürütmeleri istendiğinde büyük oranda “Bunlar korku filmi seyretmiştir.” diyor. Çünkü içlerinde bir yerde böyle bir mekanizmayı tetikliyor. Aslında biz bununla yaşıyoruz. Çok ihmal ettiğimiz bir şey. Ama hayatımızı sürdürdüğümüz esas kısım bu.

Doç. Dr. Sinan Canan

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <center> <big> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <font> <img> <b> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar